Türkiye Günlüğü 148

Ürün Kodu:TG148

Stok Durumu: Stokta var

KDV Dahil: 40,00TL
KDV Hariç: 40,00TL
Miktar:
0 yorum  0 yorum  |  Yorum Yap

       Güz Mektubu

 

Sözün en başında Fırat Purtaş, Murat Yılmaz ve İhsan Ayal’e yalnız okurlarımız, Yazı Kurulu ve Türkiye Günlüğü’nün hükmî şahsiyeti adına değil, memleket, millet ve devlet namına da yürekten teşekkür etmeliyiz. Bu arkadaşlarımız öylesine şükranı hak’edecek mertebe mühim ve meşekkatli bir işi lâyıkı ile başardılar.

Adı geçen arkadaşlarımızın ehliyet ve ciddiyeti sayesinde beynelmilel itibara sahip bir sempozyumun ‘’tebliğ’’ler kitabını aratmayacak bir çalışma vücûda geldi.

Emin olabiliriz ki, sayı editörlerimizin kolektif çalışma kabiliyeti ve istisnasız bütün yazarlarımızın heyecanlı ve fedakârâne mesaileri sayesinde, Türk münevver kamuoyu ve okur-yazar zümresi fevkalade ehemmiyetli ve kalıcı bir eser kazanmıştır. Emeği geçen herkese ayrı ayrı tebrik ve şükranlarımızı arzetmeyi zevkli bir vazife addederiz.

 Bu vesile ile gözden ırak tutulmaması gereken bir başka hususa da temas etmek lâzım: Türkiye Günlüğü şahsi inisiyatif ile çıkabilen bir dergi olmadığını bu sayıyla bir kere daha göstermiştir. İsimlerini “Jenerik”te de gördüğünüz sayı editörlerimizin yaşları 50 civarındadır. Üstelik bu arkadaşlarımız Türkiye Günlüğü ailesinin ikinci neslidir. Bu ‘’aile’’nin üçüncü nesli diyebileceğimiz muharrir, müellif, mütefekkir ve san’atkâr kadrosunda sayılabilecek ve henüz otuzlu-kırklı yaşlarını sürmekte olan daha genç ve enerjik unsurlarını da katarsak bu ülke ve cemiyetin fikir ve kültür hayatında daha en az kırk-elli yıl gürül gürül akacak insanî, manevî, tarihî ve millî bir damarın bereketine kefil olabiliriz.

Bu sayının başından sonuna kadar sadece tek bir mevzu ve mesele etrafında derinleşmeye çalıştık: Yirmi yıllık silâhlı bir mücadele sonunda ikinci kere ve yeniden Afganistan’ın neredeyse tamamına el koyan Tâlibân’ın tartışmasız ve belki de nihaî zaferi denilebilecek askerî vaziyetin arka planı ve kurulacak yeni siyasî rejimin hangi usûl ve esaslara istinad edebileceği suâlinin cevabına yoğunlaştık. Ayrıca, en başta Türkiye-Afganistan münâsebetleri ve diğer jeopolitik havzası içinde Afganistan’ı bu günlere getiren tarihî-siyasî gelişmeleri de ‘’dosya’’ muhteviyâtına dâhil etmeye çaba gösterdik.

Tâlibân’ın ikinci zaferi ve yeni siyasî-diplomatik tabloya dair söylenebilecek birçok şey var; ama, bilhassa bir husus var ki asla tehir etmeden üzerinde ısrarla durulması gerekiyor: Daha dün denebilecek kadar  yakın bir geçmişte yaşanan 11 Eylûl fâciâsını inandırıcılıktan uzak bir “bahane”ye çevirerek arkasına NATO’nun güç ve desteğini de alıp Afganistan  coğrafyasında, âdetâ bombalanmadık dağ-taş bırakmayan Amerika’nın evvelâ, Irak işgâli için söylediği “cesim” yalanlara ilâveten yirmi senedir ısrarla söylemekte beis görmediği Afganistan yalanları için de hem insanlıktan hem de kendi halkından özür dilemesi gerekir. Yeter mi? Hayır! Nâhak yere öldürdüğü, öldürttüğü, mağdur ve bedbaht ettiği herkese maddî-manevî tazminat da ödemelidir. Özür ve tazminatla mesele kapanmış olabilir mi? Aslâ! Ortada apaçık sömürgeci ve emperyalist emeller uğruna “insanlığa karşı taammüden ve sistematik biçimde işlenmiş vahim suçlar” vardır. Afganistan harekâtı ve işgaline karar veren, 20 yıllık işgâl boyunca icrâ edilen katliâm ve işlenen diğer bütün cinâyetler için emir ve yahut izin veren bilumum Amerikan ve NATO yetkililerinin milletler arası bir mahkemede yargılanması lâzımdır.

Gelelim dünyadaki “en kolay manipüle edilebilir kamuoyu” diyebileceğimiz Amerikan efkâr-ı umûmîyesine… Amerikan kamuoyunun düşünmesi icab eden temel mevzu ve mesele şudur: “Bu ülke nasıl ve kimler tarafından idare ediliyor ki, mütemadiyen yeni ve umulmadık düşmanlar ediniyoruz?’’

Sahipsizleri, yenilmişleri, zayıfları ve güçsüzleri zemmetmek, horlamak Âdemoğlu’nun daimâ kolayına gelmiştir. Bundan ötürüdür ki, Tâlibân hareketi, Türkiye dahil birçok Müslüman memlekette bile hep aşağılanmış ve hiçbir zaman adam yerine konmamış, kaale alınmamıştır. Böyle olduğu için de başta Türk aydın kamuoyu ve akademyası Tâlibân hareketinin hakîkî mahiyetini hep gözden kaçırmıştır. Hâlbuki, beğenelim beğenmeyelim, Afganistan, tarihinde belki de ilk def’a “kendi kaderini tâyin (self-determinasyon) hakkı”nı kendi içerisinden çıkan bir unsurun silâhlı mücâdelesi ile kazanmış, herkese kabul ettirmiş ve neticede o silâhlı mücâdeleyi de meşrûlaştırarak “millî kurtuluş mücâdelesi” hüviyetine büründürmüştür. Tartıştığımız meselenin asıl nirengi noktası bu olsa gerektir.

Bu ‘’çocuklar’’ın ‘’mektepleri yokken devletleri olduğu’’(Yeni Şafak gazetesinin 1.Taliban iktidarını haber verdiği unutulmaz manşeti) zaman dahi ciddiye alınmadıkları, onlara hiçbir şans tanınmadığı henüz hâfızalarımızda tazeliğini korumaktadır. Niçin pekiyi, çünkü bu ‘’çocuklar’’ hallerine, hey’etlerine bakmayıp(!) Batılı kıyafet ve giyim kuşam modalarını radikal biçimde reddediyorlardı. Bu reddedişte zaman zaman aşırıya kaçtıkları ve sakil manzaralar sergiledikleri de olmuyor muydu, oluyordu tabiî ki. Gelin görün ki, batı kaynaklı ve batı güdümündeki tecrid ve tahkirin asıl sebebi bunlar değildi. Çıplaklar kampı ve seks fuarlarını bile ‘’özgür cinsel tercih ve ferdi hürriyetler’’ şümûlünde görebilen liberal dünya, İslam âlemindeki herhangi bir dinî kisve ve hele hele sakal, sarık ve şalvara ‘’tolerans’’ göstermeğe kat’iyyen hazır(!) değildi; petrol şeyhlerinin entari, kefiye ve ucûbe sakalları hariç…

İlmi, teknik ve sınaî inkılapları, aşağı yukarı iki asır boyunca daha çok sermaye kıtlığı ile sonu gelmez askerî, siyasî krizlere ilâveten ‘’ham yobaz ve kaba softa’’lar yüzünden nasıl gözden kaçırdıysak yanı başımızdaki Afganistan ve Tâlibân gerçeğini de ‘’kıble’’sini liberal dünyaya çevirmiş batıcı yobaz ve softa gürûhunun ‘’goygoy’’ları sebebiyle göremedik.

148. sayımızda açtığımız ‘’dosya’’, sadece o liberal gaflet ve batıcı-modernist ‘’goygoy’’un tekzibi değil, tarihî, kültürel ve politik bir vâkıânın “teşhis” için ‘’teşrih’’ masasına yatırılmasıdır da diyebiliriz.

Her biri ayrı bir emek ve gayret mahsûlü yazıların müellifleri kadar bazı makalelerin mütercimlerine de mükerreren teşekkür etmeden bu “Mektup” nihâyete eremezdi; o vazife ve vecibeyi de böylece edâ etmiş olalım.

Elinizdeki nüsha 2021’in son sayısı. Yaklaşan 2022 senesi Millî Mücâdelemizin netice alıcı birçok kilometre taşının 100. yıldönümleriyle dolu. Millî Mücâdelenin Doğu ve Batı Cephelerindeki müsâdeme ve muharebeleri, “vatanın istihlâsı”nı ilk kez güçlü bir siyasî, diplomatik, hukukî “vesîka”ya bağlayan Mudanya Mütarekenâmesi’ne kadar izlemeye çalışacağız.

 Yaklaşan yeni yılın hayırlara vesile olmasını, herkese sıhhat ve saadet getirmesini niyâz ediyoruz.

Nasîb olursa 2022 Mart’ında çıkarmayı düşündüğümüz 149. Türkiye Günlüğü’ nde yeniden mülâki olmak ümidi ile bâkî selâm, muhabbet ve hürmetle…

 

                                                                                                                         Mustafa Çalık

Yorum Yap

Not: HTML'ye dönüştürülmez!

Oylama: Kötü İyi

Doğrulama kodunu giriniz: