Türkiye Günlüğü Dergisi

Marka:Cedit Neşriyat

Ürün Kodu:TG131

Stok Durumu: Stokta Var

KDV Dahil: 15,00TL
KDV Hariç: 15,00TL
Miktar:
0 yorum  0 yorum  |  Yorum Yap

Mektup

Elinizdeki sayı bir nevi makaleler derlemesinden oluşuyor. Sürekli okurlarımız bilirler ki, muayyen bir mevzu yahut meselede esaslı bir “dosya” hazırlayamadığımızda, “makaleler derlemesi” tarzında bir sayı çıkarmayı tercih ediyoruz; bu sayı da bunlardan biri…

Elinizdeki Türkiye Günlüğü’nde yer alan yazılara gelince, ilk sıradaki yazı, geçtiğimiz 6 Eylûl’de kaybettiğimiz Şerif Mardin hocamızın, İngilizce aslından Refik Bürüngüz’ün tercüme ettiği klasikleşmiş bir makalesi: “Türk ıslahatçılarının zihin dünyası.” Biz bu makaleyi daha önce de (Sayı: 102, Yaz 2010) neşrettik, fakat rahmetli hocamızın entelektüel mirası arasındaki en değerli eserlerden biri olması hasebiyle onun hâtırâsını yâd etmeye medâr olacak mânidar bir vesîle teşkil eder düşüncesine binâen yeniden dikkatlere getirmek istedik. Şerif Mardin, ilim ve fikir dünyası dışında kamuoyunun pek fazla gündemine gelen bir şahsiyet değildi. Onun seviyesindeki âlim ve mütefekkirlerin bu kabil hayat yönelişleri ve hevesleri olması da zâten pek olağan hâllerden sayılmaz. Matbuat ve neşriyât âleminde adının en sık duyulduğu dönem 2007 sonrasıdır; o da günlük bir gazeteye verdiği mülâkat çerçevesinde gündeme getirdiği “mahalle baskısı” kavramı etrafındaki tartışmalar vesîlesi iledir. Hâlbuki, onun Türkiye’deki sosyal ve siyasî ilimlerin gelişim çizgisinde her biri birer kilometre taşı mesâbesinde görülmesi gereken eserleri sadece ülkemizin değil, bizim dışımızdaki medenî dünyanın da “yüz akı” denilebilecek ilmî ve akademik semereleri arasında müstesnâ bir yere ve itibara sahiptir. Mardin hocayı daha çok konuşup yazacağız, sadece eserleriyle değil, metodolojisi ve hocalık vasıfları ile de beşerî ilimler sahasında yetişen nesillerin dimağlarına ışık tutmaya devam edecek. İtibarlı, uzun, verimli ve iyi bir hayat sürdü; Allah’ın âyeti ile “Sana verdiğim nimetleri dile getir” emrinin îcâbına mazhar olmuş nâdir Doğu’lu aydınlardan biriydi. Emin olabiliriz ki, kıymeti asıl bundan sonra anlaşılacak; zîrâ biz Türkler için zâten ölülerimiz dirilerimizden çoğu zaman daha makbûldür, en azından onların rekabet tehdidi ortadan kalkmış olmaktadır. Türkiye Günlüğü’nü çıkarmaya karar verdiğimiz süreçte kendisiyle yaptığım uzun görüşme ve daha öncesinde, hasbelkader, 1978’de başlayıp seyrek de olsa devam eden şahsî münâsebetim ve DPT’deki memuriyetim esnasında onun da üyesi olduğu Kültür Özel İhtisas Komisyonu’ndaki raportörlük vazifem dolayısiyle bende kalan Şerif Mardin intibâları yahut mütevazı hâtıra kırıntılarını toparlayıp yazabilirsem ilerideki sayılarda sizlerle de paylaşırım. Şimdilik ve bu “mektup” çerçevesinde bu kadarla iktifâ etmem gerekiyor.

İkinci olarak okuyacağınız yazı, Yusuf Erbay’ın bundan tam 19 sene evvel yazdığı ve Türkiye – AB münasebetlerindeki ilk büyük kırılmanın yaşandığı ünlü Lüksemburg Zirvesi’nin ardından çıkardığımız 49. Sayıda neşrolunan bir yazı: “Aslında Avrupa da ABD de aynı Türkiye’yi istiyor” başlığını taşıyor. Bu yazının yeniden yayımlanmasını gerektiren sebepleri sayıp dökmektense bütün okurlarımıza dikkatle ve bazı paragrafları birkaç kere okumalarını ısrarla tavsiye etmeyi daha münasip bulurum. Bu yazı uzun vâdeli ve derinlikli bir stratejik-politik analiz örneği olarak hâlâ ve bilhassa mevcut konjonktürde geçerliliğini koruyan tezler ihtiva ediyor; ilk yazıldığı günden daha çok bu günkü problematik çıkmazlarımıza ışık tutuyor.

Tuncay Önder, başından beri bu dergide kader birliği ettiğimiz arkadaşlarımızdan biri idi ve şimdi de genç akademisyenler neslinin en parlak yetenekleri arasında… Devamını getireceği bir seri yazının ilki olarak, “Şevket Süreyya Aydemir üzerinden düşünce-devlet ilişkisine dair” başlığı altında kaleme aldığı metinle şâyân-ı dikkat bir kapı aralıyor. Zengin müktesebâtı ve sağlam şahsiyeti ile Şevket Süreyya’nın gerçekte baktığı pencerenin, ilk bakışta herkesin bildiği “pencere”den hayli farklı olduğunu hayretle –ve üstelik, kolayca “duygudaşlık” kurarak– izleyeceksiniz.

Akademyamızın gelecek va’deden genç ve yetenekli araştırmacılarından biri Yeşim Gökben Özmen; okurlarımız ismini ilk kez görmüş olacaklar sayfalarımızda. Özmen’in bu sayıdaki yazısı “Politikanın popüler kültür boyutu” başlığını taşıyor; zevkle okuyacağınız bir metin olduğunu söyleyebilirim.

Kezâ, Enes Şahin de yine genç ve akademik dünyada sahih bir kariyere aday, yetenekli, dikkatli bir araştırmacı; bu sayıdaki yazısını alâka ile okuyacaksınız.

Değerli tarihçilerimizden ve Yazı Kurulu üyemiz muhterem Erol Özvar’ın, “Servet ve Güvenlik arasında Osmanlı Sultanı” başlığı ile kaleme aldığı ve çok seneler evvel Türklük Araştırmaları’nda neşredilmiş bulunan makalesi bu sahadaki literatüre kalıcı katkılardan biridir; hocamızın eline sağlık.

Yazısını okuyacağınız genç arkadaşlarımızdan biri de Ebuzer Karaaslan, “Said Halim Paşa’nın siyasî sistem önerisi” üzerine çok titiz bir tetkikde bulundu. Bu yazı, Paşa’nın siyasî nazarîyâtı hakkındaki yanlış telâkkileri bir hayli tashih edecek bilgiler ihtiva ediyor.

Mustafa Kök hocamızın, yeni ders yılının başladığı bu günlerde bilhassa dikkatleri toplaması gereken bir yazısını da okuyacaksınız bu sayıda: “Değerler eğitiminden din eğitimine – demokratik zihniyetin önemi –. Ümîd ederiz ki, “maarif”imizin başındaki salâhiyet sahibi idarî kademelere de ulaşır bu görüşler…

 Arkadaşlarımız Recep Temel ve Nurcan Çelebi’nin müştereken ele aldıkları “Koçi Bey risâlelerinin malî tarih açısından analizi”, iktisadî-malî tarihimizin merak edilen meseleleri hakkında son derece kıymetli bilgiler sunuyor; bu sayının renkli unsurlarından biri de bu yazı…

Tuğrul Oğuzhan Yılmaz’ın, “1. Dünya Savaşında Darfur Sultanlığı ve Ali Dinar hareketi” başlıklı yazısı da yakın tarihimizin uzak diyarlardaki “yazılmamış destanları”ndan birini gün ışığına çıkaran çok mühim bir inceleme… Daha evvel Sudan’daki milletler arası ilmî bir toplantıda “tebliğ” olarak sunulan bu metni, aynı zamanda hüzünlenmeden okuması zor…

A.Grafto ve S. Marchand’ın, tarih usûlüne dair yazdıkları kısa makale, sadece meslekten tarihçiliğe aday genç araştırmacıların değil, tarih meraklısı bütün okurların da dikkatle okuması gereken bir yazı; Selda Güner’in titiz tercümesi ile sunuyoruz.

Aralık başlarında çıkacak bu senenin son Türkiye Günlüğü’nde, 132. sayıda buluşmak üzere bâkî selâm ve muhabbetle…

 

Mustafa Çalık

Elzem bir tâziye kaydı: Geçtiğimiz Temmuz’un 6’sında benim için de tanıyan herkes için de çok kıymetli bir “ülkücü” aydın ve memleket fedâisini kaybettik: Boyabat’tan Avukat Ali Şahin… Az görüşürdük, daha çok da telefonla sürerdi muhâveremiz, fakat benim gönlümde yeri apayrıydı Ali Şahin’in. Az bulunur derecede hasbî, gösterişsiz, samimî, ciğerli ve çok hakikatli bir dost insandı; her meşakkatli yola tereddütsüz çıkabilirdiniz Ali Şahin’le… Hayatı tam mânâsiyle bir dram, bir romandı Ali’nin. Liseden sonra İstanbul Hukuk’a ön kayıt, ama rahmetli pederi doktor olmasını istiyor. Ertesi yıl tekrar gir imtihanlara, bu sefer Ankara Tıp… Tıbbiye talebesi iken 1979 Ocak ayında tutuklan, 1981 Martına kadar mahpushane… Çık, 20 ay askerlik, er olarak… Dön, Boyabat’da kitabevi aç, sonra 35 yaşında tekrar İstanbul Hukuk Fakültesi, 40’ından sonra avukat Ali Şahin… İstanbul Hukuk’a başlayacağı zaman gelmişti dergiye, “Gidiyoruz, oralarda kim var kim yok tanıdığın?” diye hâlleşmek için. Evlenmedi Ali… Tıbbiyede iken birisini sevdi Ankara’da, gerçekten âşıktılar birbirlerine… Kısmet değilmiş… Kızcağız intihar etmişti… Ali de o defteri bir daha açmadı. Bundan mıydı sîmâsındaki o yerleşik hüzün, bilinmez… Az konuşurdu, herkesle konuşmaz, konuşamazdı zâten… Anlatmakla bitiremeyecek kadar dolu olanları konuşturması zordur. Kendinden başka herkesin derdinin devâsı onda idi sanki, etrafında derdi olan ona koşardı… Köyde idim, duydum ki, Ali’yi hastaneye kaldırmışlar, ertesi gün haber aldım ki, defnediyorlar Ali’yi… Yoktum, olamadım…  Bu satırları okuyan herkesten muazzez rûhu için bir Fâtiha istirham edebilir miyim?!  Yüce Allah’ın rahmet ve mağfireti üzerine olsun.

Yorum Yap

Not: HTML'ye dönüştürülmez!

Oylama: Kötü İyi

Doğrulama kodunu giriniz: